“KEŞKE” Bir Köy Enstitülerini Romanı

Yazar Sema Soykan ile Pandeminin yoğun olduğu dönemler de röportaj yapma imkânım olmuştur. Hayat yeni yeni normalleşmeye başladı ve bu arada yazarın teni kitabı KİLİT TAŞI da Alfa yayınlarından çıkıp raflarda yerini aldı.

Yazarın üç romanından biri olan “KEŞKE” 82 yıl önce kurulan Köy Enstitülerini işliyor. Köy Enstitüleri bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin aydınlığa giden yolda birçok öğretmen başarılı insanlar yetiştirmiştir.

Yazar ile “KEŞKE” romanı ve diğer romanları üzerine konuştuk;

Söyleşilerinizde altını çiziyorsunuz “bende çok yeni bir yazarım” Bu kadar yeni bir yazar olmanıza rağmen çok iddialı konuları romanlarınıza taşımışsınız. Adsız Roman-1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımını ve yeni çıkan KEŞKE-Bir Köy Enstitülerini işlemişsiniz. Böylesine önemli iki konuda okuyuculardan nasıl geri dönüşler aldınız?

Yeni aslında izafi bir kavram. Çünkü, birlikte imza günlerine, fuarlara gittiğim pek çok yazar dostum, büyüğüm çok daha uzun yıllar ve çok sayıda kitap çıkardıkları için kendimi onlarla kıyaslayınca yolun başında hissediyorum. Ancak vurgulamak isterim ki yazarlık maceramın geçmişi ortaokul ve lise hayatıma uzanıyor. Yazmaya 14 yaşımda başladım. Şiirler, kısa öykü ve denemeler… Zaman içinde pek çok dergide köşe yazdım. Geçtiğimiz on yıla kadar olan uzun süreç yani üniversite, evlilik, iş nedeniyle yazmaya uzak kaldığım yıllar,  okuyarak, araştırarak kendimi geliştirdiğim, donattığım, yani romanların alt yapısını oluşturduğum süreç oldu. Bu penceren baktığımızda edebiyat geçmişim uzun ancak kitap sayısına baktığımızda yani 4 kitap olarak düşünürsek az.

Adsız Roman ve Keşke çok fazla araştırma isteyen zor kurguya sahip romanlardı. Haliyle araştırma, yazma süreci de zaman aldı. Açıkçası bu Benim seçimim. Çok sayıda kitabı olan değil, az ama içerikli konuları ele bir yazar olmak istiyorum. Ki okurlardan gelen geri dönüşler, yorumlar, paylaşımlar da bu anlamda beni çok mutlu ve motive ediyor.

Konu seçimlerimin ardında yatan iki sebep var. İlki tarihi ve araştırmayı çok sevmem, ikincisi de istiyorum ki beni okuyan kişi yeni bilgiler öğrenmiş, okudukları yüreklerine dokunmuş olsun… Ki harcadıkları zamana da paraya da değsin.

Gelirimi sağladığım bir işimin olması da beni yazarlıkta özgür kılıyor. Kazancı değil, ideallerimi önceliğime alarak yazıyorum.

Adsız Roman’dan biraz bahseder misiniz? Ve neden adı Adsız Roman?

Çerkes kökenliyim. Bildiğim bir tarihi, kültürü yazmak, yaşanan zulmü anlatmak ama daha önemlisi o dönemde yaşananların günümüze iz düşen yanlarını ortaya dökmek istedim. Kulaktan dolma bilmek elbette yetmiyor. Haliyle uzun soluklu araştırma süreci sonrası, paralel kurgu ile geçmişi günümüz ile buluşturdum, yaşanmış olayların ışığında tarihi aşkla harmanlayarak yazdım.

Neden mi adı Adsız Roman? Çerkeslerin Kuzey Kafkasya’dan göçü hâlâ sürgün olarak anılır. Ama yaşananları irdelerseniz, bu aslında adı konmamış bir soykırımdır. Romanda tarihiyle, stratejikleriyle, yaşanmışlıkları ile sürgünü anlattım,  cevabı okuyan dostlar versin, adını onlar koysun istedim. Bu bir sürgün müydü yoksa soykırım mıydı?

İlk romanda dayani Aşk Her Kadına Yakışır’da da kadın dayanışması ve töreyi kaleme aldım.

 

“KEŞKE-Bir Köy Enstitüsü” Romanından biraz okuyucularımıza bahsedermisiniz? Size göre neden bu romanı alıp okumalılar?

Günümüzde yaşananları anlamlandırmak için geçmişi okumak, anlamak lazım.

Hatalarımızla yüzleşmeyi göze almamız lazım. Bu sebeple konuyu sadece Köy Enstitüleri ile kısıtlamak istemedim. 1940 ile 1980 arasında süreci de ele aldım. Zira Köy Enstitülerini yazarken siyasete dokunmamak olmazdı. KEŞKE, 500 sayfa. Altı karakter üzerinden dolu dolu tarih ve bilgi vermek amaçlı kurgulandı. Ve tabii ki muhteşem bir aşk eşliğinde.

Açıkçası konu, bana Yapı Enstitüsü mezunu babamın vasiyetiydi. Ki zaten ithaf sayfasında ona adadığımı yazdım. Araştırma ve kurguyu hazırlama süreci çok zor ve yorucuydu. Her yorulduğumda babama verdiğim sözü düşünerek güç buldum. Basıldığını göremedi çünkü üç yıl önce kanserden kaybettim. Ama ben sözümü tuttum.

– “Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez.”

Bu söz benim zihnime kazınmış bir sözdür. Aldığımız eğitimler, müfredatlar ne yazık ki çok yetersiz. Kendi tarihimizi bile yeteri kadar bilmiyoruz. Tarihçi değilim, bu sebeple derinlemesine irdelemek, didaktik tarzda bilgi aktarımı yapmak haddime değil. Benimki bilgiyi sevmek… “B i l g i” nin beşte dördü “i l g i” dir diyenlerdenim. İlgimi çeken, önemli bulduğum ve özellikle de iyi araştırdığım konu ve bilgileri, kurgunun arasına itina ile yerleştirerek keyifle okunur halde sunmaya çalışıyorum.

Aydınlanmaya giden yol “Köy Enstitüsü” modeli midir? Ve Günümüzde devletlerin bir ülkeyi işgal etmesi, sömürgesi yapması “İnsanların zihnini düşüncelerini hapis almak” ile mi olur?

Cevabı birkaç cümleyle anlatılamayacak kadar önemli bir konu. Bir ülkenin kurtuluşuna giden yolun güçlü bir ekonomi ve eğitimden geçtiğini düşünürsek, evet, ezber sistemden ziyade  uygulamalı eğitimi esas alan, sadece ders değil, sanattan müziğe her branşta talebeyi donatan Köy Enstitüsü modeli günümüze uyarlansa emin olun ülkemiz için kurtuluş olur. Sömürge haline gelen ülkelerin tarihi irdelenecek olursa zaten sorunuzun cevabı görülebilir. Zihinleri işgal edilmemiş bir toplumun  toprağını işgal etmeniz kolay olmayacaktır.

Birçok yazardan farklı olarak siz sosyal medya hesaplarınızı aktif kullanıyor, kendi yönetiminiz de olan bu hesaplardan binlerce insan sizi takip ediyor. Paylaşımlarınız bir tanıtımdan çok “az bilenen” “bilinmeyen” “tarihin içinde kaybolmuş” “kitapların satırları arasında var olan” bilgiler, hikâyeler paylaşıyorsunuz. Bu paylaşımlarınız belli ki çok fazla beğeni alıyor ve takip ediliyor. Aydınlanmaya giden yol için önemli bir paylaşımlar mı bunlar. Farklısınız sizin farkınız nedir?

Öncelikle sosyal medya beni tarih, araştırma seven, okuyan büyük bir kitle ile buluşmama vesile oldu.Ama bu sanıldığı kadar da kolay olmadı. Yılların emeği ve birikimi. Azmi de eklemeliyim çünkü çok yorucu.  İşim dışındaki neredeyse tüm zamanımı araştırma ve yazmaya ayırıyorum desem yeridir.

Sosyal medyayı doğru kullanırsak birbirimize katacağımız çok şey olduğunu göstermeye çalışıyorum. Araştırmalarımı dostlarla paylaşmaktan mutlu oluyorum. Hikayeleştirme yöntemiyle anlatarak tarihi, bilgiyi daha akılda kalıcı ve okunur kılmaya çalışıyorum. Takipçilerim de güzel yorumları ve sevgileri ile beni motive ve onore ediyorlar. Karşılıklı bir mutluluk bizimkisi.

Kadın olmak, iş insanı olmak ve yazar olmak. Türkiye’de var olmanın en zor olduğu konularda mücadele etmişsiniz ve başarmışsınız. Genç kızlarımız sizi kendilerine rol modeli olarak görebilirler. Yaşadığınız zorluklar ve zorlukları aşmak için kendi nasıl bir yol izlersiniz?

Klişe bir cevap gibi olacak ama öncelikle çalışmak, umudunu yitirmemek veeee zamanı doğru kullanmak. Neredeyse bütün toplumlarda ve tarihin her döneminde kadın olmak zordur. Kadın yazar ve iş hayatında kadın olmak da ayrıca zor. Ama engelleri aşmak, başarılı olmak imkansız değil. Her fırsatta söylediğim bir söz vardır. İmkansızı mümkün kılmak insanın karalılığında ve çabasında yatar.Bu arada başarıdan kastım,  çok para kazanmak, popüler olmak değil elbette. Çünkü başarı izafi bir kavramdır. Düşünün ki bugün başarılarını takdir ettiğimiz, tarihten pek çok yazar, ressam, müzisyenler yaşarken bilinmeyen ve parasızlık çeken insanlardı.

İdeallerinizi gerçekleştiriyor, yaptıklarınızla gurur duyuyor, topluma katkı sağlayabiliyorsanız bu zaten büyük başarıdır.

Yeni çıkan kitabınız “KİLİT TAŞI” hakkında da bilgi verir misiniz?

Elbette.

KİLİT TAŞI, üç kadının hikâyesi. İyiliğin devrimsel gücüyle gururun şefkate, intikamın sevgiye, imkânsızın mümküne ve yalnızlığın kocaman bir aileye dönüştüğü, geçmişin izini sürerken kesişen, Mardin’den İstanbul’a uzanan sır dolu üç hayatın…

Geçmişten günümüze kadınların hak arayışını, mücadelelerini ve mağduriyetlerini öne çıkaran, törenin ve de eril zihniyetin kadın (dolaylı olarak da toplum) üzerindeki etkilerini anlatan bir roman.

(Tarih boyunca kadınlara reva görülen baskıya, tahkire, dayatmalara karşı İSYAN çığlığı da diyebilirsiniz. )

Adı neden mi KİLİT TAŞI?
“Nasıl ki bir kemeri, kubbeyi ayakta tutan kilit taşıdır, toplumun kilit taşı da kadınlardır.”

Kadın, hayattır
Aşkla, sabırla, inançla kuran

Kadın, cesarettir
Kadere, töreye,
baskıya karşı duran
 
Kadın, umuttur
Bir kardelen çiçeği gibi baharı muştulayan…

Roman kurgusu içinde bilgi, tarih okumayı sevenler için,
“Aşkın, Cesaretin ve Dayanışmanın Romanı”

Önceki İçerikMOTOBİKE İSTANBUL 2022
Sonraki İçerik5 Yıl da 50 yıllık Başarıya İmza Atan Quick Sigorta 5 Yaşında!